Huzur

Bahanesidir kahve yalnızlığın, yağmurlu günlerin, pencere kenarında kitap okumaların… Entelektüel bir havası vardır. 40 yıl da hatırı vardır üstelik. Katip Çelebi’nin de dediği gibi cana can katandır.

KAHVENİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

8. yüzyıl ortalarında Habeşistan Kaffa’da yaşayan Khaldi adındaki çobanın bir çalıya ait kırmızı meyveleri yemesinin ardından hayvanlarının daha hareketli oldukları dikkatini çekmiş ve kendisi de bu meyveyi denemiş. Verdiği hissi ve keyfi sevince diğerlerine de haber vermiş ve kahve bugünlere kadar gelmiş.

Bir rivayete göre de kahveyi içen ilk kişi Hz. Süleyman’dır. Hz. Süleyman yolculukları sırasında uğradığı bir şehirde şehrin sakinlerinin bilinmeyen bir hastalığa yakalandığını görmüş ve Cebrail’in buyruğu üzerine Yemen’den gelen kahve çekirdeklerini kavurarak bundan hazırladığı içeceği hastalara vermiş ve bunu içen hastalar iyileşmiş.

KAHVE KÜLTÜRÜMÜZE NASIL GİRDİ?

Yavuz Sultan Selim döneminde Yemen Valisi Özdemir Paşa, Yemen’de içtiği ve çok sevdiği kahveyi İstanbul’a getirmiş. Kahve, kısa zamanda saray mutfağında yerini almış ve büyük ilgi görmüş. Saray görevlileri arasına “kahvecibaşı” adında bir de rütbe eklenmiş. Padişahın ya da bağlı olduğu devlet büyüğünün kahvesini pişirmekle görevli olan kahvecibaşı, sadık ve sır tutmasını bilenler arasından seçilirmiş. Kahvecibaşılıktan sadrazamlığa yükselenler bile olmuş sonra.